Перейти к содержанию

Hikmet’in Moskovası

(1)

Şimdiye kadar, sadece altı ay Türkiye’de yaşadıktan, dilini ve kültürünü tanıdıktan sonra, sizin bildiğinizden daha fazlasını söyleyebileceğimi sanmıyorum.

Nazım Hikmet hakkında nice nüsha ile yüzlerce, hatta binlerce kitap yazıldı, ölümünden sonra kendisine vatandaşlık geri verilip verilmeyeceği konusunda alevli tartışmalar çok yakın zamana kadar devam ediyordu (2009, iki bin dokuz).

Bir yandan. Atatürk’ün tezlerine katılmamaya cesarete sahip iken, diğer yandan, yeteneği ve mirası bir kenara atılamayacak kadar güçlüdür. Sonuç olarak, vatandaşlığı isteksizce iade etmek zorunda kaldılar.

Bunlar Novodevichy’de yatan ve tüm dünyada tanınan şairin şu anda ne kadar umrunda olabilir ki?

Ancak, sizin için tatlı bir şeyim var. Şairin yaşamının son yıllarında (1950-1963, bin dokuz yüz elli — bin dokuz yüz altmış üç) Sovyetler Birliği’ndeki siyasi ve sosyo-kültürel durumundan bahsedelim.

Hikmet’in 1950’de (bin dokuz yüz ellide) Moskova’ya gelişi, Rus tarihçiliğinde «Sovyetler Birliği’ne dönüş» olarak adlandırılır: Hikmet 1920’lerde (bin dokuz yüz yirmilerde) buradaydı ve o zamanın en cesur deneycileri Meyerhold ve Mayakovski de dahil olmak üzere tüm kültür camiasını şahsen tanıyordu.

Ancak şairi sürprizler bekliyordu. Ve idolleştirdiği Meyerhold’un anılmasının yasaklanması, okyanusta sadece bir damlaydı.

İlk olarak, II. (İkinci) Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, kayıpların kazanımlardan daha fazla olduğu ülkede bir Pirus zaferi hissi dolaştı. Hitler’in yenilgisinin yıldönümü ilk kez yirminci yıldönümünde, yani sadece 1965’te (bin dokuz yüz altmış beşte) kutlanması tesadüf değildir.

Stalin, savaştan önce bile kendi çevresinden korkuyor iken, cehennemden geçen ve Berlin’e giderken Avrupa’da farklı bir hayat gören muzaffer insanlardan gerçekten korkması şaşırtıcı değil. Paranoya ve korkular yoğunlaştı. Hatta Stalin’in yolculuktan birkaç dakika önce arabasının rotasını değiştirdiği bile söylendi.

Böylece Nazım Hikmet, bir yandan, romantizmi ve özgürlüğü ile erken Sovyetler Birliği’ni hatırlıyorken, diğer yandan, kendisi 17 yıl hapis yattı. Bu hatıraları elinde tutarak, hasta bir kalple de olsa kendini ikinci kez Moskova’da bulur. Böyle bir atış savaşçısını bir şeyle korkutmak mümkün mü? Çok olası değil.

İsyan etmeye devam ediyor. Atatürk’e nasıl isyan ettiyse. Riskler ne olursa olsun. Mükemmel Rusça konuşan, o zamanın tüm yaratıcı kalabalığına hızla yaklaşıyor — ve Ilya Ehrenburg da arkadaşları arasındaydı. Sık sık Stalin’in adının her yerde anılmasının çok garip olduğundan şikayet ediyordu. Hikmet, «halkların babasına» saygı duyuyor, ancak sonsuz doksolojiyi sadece kötü şiir olarak görüyordu.

Ama görünüşe göre Stalin Hikmet’ten korkuyordu. Başka bir şehir yarı efsanesi var, derler ki, Stalin şairle görüşmemeyi tercih etti ve bu görevi Malenkov’a devretti.

Rus tarihini çok şematik olarak tanımlarsak, içinde «bekçiler», «kayıtsızlar» ile değiştirilir. Yani, uzun ve katı bir diktatörlük döneminin yerini, belirsiz bir şekilde özgürlüğü anımsatan kısa bir dönem alır.
1953’te Stalin ölüyor. SSCB’de “Isınma” olarak bilinen dönem başlar. Onun tamamını görür: Gizli entrikalar sonucu iktidara gelen Kruşçev, 1962’de görevden alınır. Hikmet 1963’te ölür.

Hikmet, Stalin’in kişilik kültünün çürütülmesini desteklediği SBKP’nin Yirminci Kongresi’ne katılır, çünkü eski komünist ilkelerinden bir an bile taviz vermeyen, Stalin’in yaşamı boyunca, hatırladığımız gibi, SSCB’de bu tarikata açıkça karşı çıkmış neredeyse tek insandı.

Sanatçı ortamlarda Hikmet takdir ile karşılandı. Bunun birkaç nedeni vardı. İlk olarak, yurt dışına seyahat eden birkaç kişiden biriydi ve sık sık sosyalist kampın ülkelerine gitti. İkincisi, eski, hala romantik Bolşevik kültürünün hayatta kalan bir parçası gibi görünüyordu. Ne de olsa, Stalin’in döneminde «gayri resmi kültür» yoktu — ve olamazdı: yakıldı ve boğuldu ve o sırada aktif olan «kültürel şahsiyetler» büyük ölçüde geri kalmışlıklarının farkındaydı.

SSCB’de Hikmet’e dayanan en güçlü eserlerden biri, Ayşe, Kara Seyfi, Rüzgar ve Bulut olduğu sosyo-politik süreçlerin ipuçlarını görmemenin zor olduğu «Sevdalı Bulut» (1957) animasyonuydu. Belirli bir aşamada kendi doğru veya yanlış kararlarını alan sosyal güçlerin alegorik kişileştirmeleri.

«Sevdalı Bulut»u izleyelim. Rusça çok fazla metin yok ve önemli kısmı — animasyonun kendisi, ayrıca Türk okuyucu içeriği ek yorum yapmadan biliyor. Animasyonda Hikmet’in Rusça’ya çevrilmiş şiirleri yer alıyor.

(2)

Hikmet’in yaşamının son yıllarında Sovyetler Birliği’ne yolculuğumuzun ikinci bölümü mimaridir. Şehir, varlık algımızı etkileyen kaçınılmaz bir günlük yaşam olduğu için kültür algımızın önemli bir parçasıdır. Şehrin çehresindeki herhangi bir değişiklik, özellikle de çılgın bir hızla meydana gelirse, hayattaki en deneyimli ve bilgeleri bile şaşırtmaktan geri duramaz.

Moskova, Hikmet’in bulduğu şekliyle, düz caddeleri, ok benzeri sonsuz perspektifleri ve en kesin bina oranlarıyla klasik bir şehir metaforunun gelişiminin ön plana çıktığı geç Stalin Neo-Rönesans’ın Moskova’sıdır. Stalin Neo-Rönesans yirminci yüzyılın otuzlu yıllarında başladı, ancak inşaat gerçek boyutuna tam da Hikmet’in gelişiyle ulaştı.

Hikmet’in memleketi Türkiye’yi özlemişse bile, pek te fazla değil, bunun nedeni anlayabilmek için, o zamanın Moskova’sında kısa bir yürüyüş yardımcı olacaktır. Gözlerinin önünde büyük bir şeyin inşa edildiğini ve sonsuza dek süreceğini anladı. O zamanlar, Avrupa’daki savaş sonrası yıkımı hesaba katarsak, yalnızca Amerikan New York ve San Francisco daha cool’du.

1950’lerin ortalarında, Stalin mimari proje kısıtlandı. Kruşçev «Mimari aşırılıklar hakkında» bir kararname yayınladı — ve acil konut sorununu çözmek için toplu inşaat ön plana çıkıyor. Bu da, aslında Sovyet halkının yenilenen inşasına tanık olan Hikmet’i etkilemekten geri kalmıyordu. Cheryomushki’nin inşaatı özellikle medyada çoğaltıldı: bir zamanlar hem Moskovalıların hem de yeni gelenlerin barındığı yüzlerce evin büyüdüğü bir çöl alanı.
İlginç, Kruşçev’in yerini, ilk başta siyasete ve inşaata devam ettiğini iddia eden Brejnev nazaren belirsiz bir şekilde alıyor, ancak yavaş yavaş her şey durgunluğa giriyor. Hikmet, Brejnev dönemi şanslı ki görememiş. «Goodbye Lenin»de gibi: «die Mutter starb glücklich», «annem mutlu öldü.»

Hikmet, Novodevichy Mezarlığı’na defnedildi. Bu kültürel açıdan önemli bir an: Hem St. Petersburg’daki Edebiyat Köprücükleri hem de Moskova’daki Novodevichy, yalnızca Rus kültürüne büyük katkıda bulunanların ödüllendirildiği bir onurdur.

Pek çok Sovyet şairi Hikmet’e şiirler adadı ve bunların en namuslusu Türk şairinin anısına genel olarak iyi bir şiir yazan Yevgeny Yevtuşenko’dur.

Yevtuşenko’nun «Сердце Хикмета» («Hikmet’in Kalbi») şiirini okuyalım.